Yaşadığım bu anlar şaka gibi geliyor bazen ve bir rüya olmasından korkuyorum her şeyin. Çünkü o kadar mutluyum ki bozulsun istemiyorum bu ve herkesler de benim kadar ve gibi mutlu olsunlar istiyorum cân-ı gönülden. Mutluluğumun kaynağı olana ve o’nu yaradana çok çok teşekkürler ediyorum. Umarım bu mutluluğumun kaynağı kurutmaz bana akan su yataklarını ve hep canlı tutar umutlarımı ![]()

Bugünlerde nedense çok mutluyum sanıyorum. Ve mutluluğuma vesile oan sana çok teşekkür ediyorum
Heyecanlıyım ve o kadar heyecanlıyım ki ilk ders için bir saat öncesinden varıyorum okula. İçeride bir öğrenci ve hizmetliden başka kimseler yok gibi. Selam verip, öğretmenler odasının yerini soruyorum. Hizmetli şöyle bir süzüyor önce, sonra;
-Hayırdır, napcan orda gardaş, diyor. Ne diyeceğimi şaşırıyorum ve hafif kekremsi bir ses tonuyla gönüllü öğretmenlerden birisi olduğumu söylüyorum. Adamcağız gülümseyerek tekrar baştan aşağı süzüyor beni ve manasız bir ses tonuyla özür dileyip odanın yerini gösteriyor.
Hizmetlinin karşısında oturan öğrenciye bakıyorum ve haklı diyorum adam, ne yapsın, o sekizinci sınıf öğrencisi bile benden büyük görünüyor. Öğretmenler odasına geçiyorum ve içimde hiç dinmeyen bir heyecan var, yerimde duramıyorum ve öğretmenler odasını karış karış dolaştıkdan sonra birkaç bayan öğretmen arkadaşın gelmesiyle oturmak mecburiyetinde kalıyorum…
İlk ders… 8. Sınıf Fen ve Teknoloji. Aslında ortaokuldayken en kötü olduğum dersti ve ders hakkında o zamana kadar hiçbir bilgim ve alakam yoktu. Ama sırf çocuklara konuları anlatabilmek için saatlerce çalıştım. Belki bilirsiniz ki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğrenciyim ve hiç alakam olmayan bir mevzuda ders anlatmaya çalışmam size biraz acayip gelmiş olabilir. Merak etmeyin ilk başta bana da acayip gelmişti, kendi kendime nasıl anlatırımın hesabını tutuyordum. Ama oldu işte ve nede güzel oldu.
Derse gitme zamanı…
8-B şubesinin kapısında içeri heyecanla giriyor ve geçen haftadan kendileriyle tanıştığım bu sınıfa selam verip, masaya doğru yöneliyorum. Çantamı masaya koyup içinden kalemlerimi almaya çalışırken farkediyorum ki, çocuklar hala ayakta bekliyorlar. Hafif memnun bir tavırla ve gülümseyerek oturabileceklerini söylüyor, ardından da özür diliyorum. Kitaplarımı özenle çıkartıp altı defalarca çizilmiş konuları gözden geçiriyorum. Heyecandan sınıfa bile bakamadım daha.
-Haydi Bismillah… Aman ki aman, oda kim?
Karşımda sabahleyin hizmetliyle yaşadığım komik olaya şahit olan o öğrenci, Abdurrahman, duruyor. Onu görünce biraz gülümsedim, zaten oda gülümüyordu, sanırım sınıfa girdiğimden beri gülümsüyor. Haklı çocukcağız ne yapsın, ben olsam bende gülerdim.
Hiç bozuntuya vermemek lazımdı ve elimdeki testi ona verip fotokopi çekmesi için müdür beye gönderdim, yoksa konsantre olamayacağım. O çıkınca başlayıverdim derse ve dersin sonu nasıl geldi, ne oldu ve ne bitti pekde farkında değilim. İlk iki dersimi bu sınıfda yaptıkdan sonra biraz heyecanım yatıştı gibiydi ancak diğer bir sınıfa girdiğimde yani başka başka öğrencilerle karşılaşınca tekrardan kalbim hızlanmaya başladı. Heyecan ve ter üst üste saldırıya geçti. Arada müdür beyin sınıfları dolaşmasıda cabası Ama Allaha şükür bu sınıfa da elimizden geldiğince anlattım ve onların iltifatlarını alınca memnun oldum.
Her dersten gülücükler saçarak çıkıyorum ve öğrenciler bir tuhaf bakıyorlar bana. Onlarla aramdaki tek fark ise üzerimdeki emanet önlük, her tarafı heyecandan tahta kalemleriyle çizilmiş bir önlük.
Son ders… Yorgunum ve neredeyse olduğum yere yıkılacağım, ateşim çıktı ve başım ağrıyor. Çocuklara farkettirmek istemiyorum ama bunu başaramadım.
-Bugüm ilk günümüz çocuklar, bağışlayın, yorulduk biraz
Yorgunum evet gerçekten yorgunum.
Bata çıka dönüyorum yurda karlı yollardan.
Ve sıcak bir yatağın koynuna bırakıyorum bütün yorgunluklarımı…
Eğer sık sık zamanın ne de çabuk geçtiğini düşünüyor ve günlerin, hatta haftaların gerisinde kaldığınız oluyorsa, etrafınıza baktığınızda kendinizi arada bir de olsa yanlış istasyonda inmiş gibi hissediyorsanız ve çocukluğunuz siyah bir okul önlüğüyle ya da siyah beyaz fotoğraflardan çıkmış bir hayal ile görünüp kayboluyorsa gayri ihtiyari bakışlarınızın daldığı boşlukta, muhtemelen otuzlu yaşların ortasındasınızdır ki otuzlu yaşların ortasında olmak, ömrün ortalarında bir yerlerde olmak demektir biraz da.
Bu matemli sözlerin yazarı İslam Türk Edebiyatı hocam Hüseyin KAYA.
Geçen gün berber bahanesiyle bir dersi asmış ve kesinlikle her il ve ilçe merkezinde bulunan ve en işlek caddelerden olan İstasyon Caddesinde boynu bükük yürüyordum. Etrafımdan tanıdığım bir zat dahi geçse göremez ve verdiği selamını duyamaz bir dalgınlıkla sonu Ulu Camii’ye çıkan sokağa saptım . Yol üzerinde bir kitabevi görünce içeri attım hemen kendimi. Açıkca söylemek gerekirse hava çok soğuk (Sivasdayız, haliyle soğuk olacak) ve titreyen ellerimi, buz tutmuş ayak parmaklarımı sıcak bir dükkanda dolaşıp ısıtabilirim umuduyla girdim dükkana. Ancak nerdeeeeeeee… İçerisi dışarıdan daha soğuk desem abartmış sayılmam sanırım Neyse efendim uzatmayalım, kapıya asılmış bir imza günü posteri ve üzerinde daha yeni yeni tanıdığımız hocamız. İçeri girince kapının hemen karşısındaki rafda kitabı gördüm ve aldım.
Kitabın adının uzunluğu konusunda kendi kendime yaptığım birkaç espirinin yüzümde bıraktığı tebessüm ile kitabı okumaya koyuldum. Deneme türünde bir kitabdı ve daha önce okuduğum Mustafa Kutlu’nun Şehir Mektupları isimli deneme kitabı aklıma düştü. Korktum, acaba onun kadar sıkıcı olabilir miydi bu kitap? (Mustafa Kutlu’yu çok sevmeme rağmen o kitabına kanım ısınamadı nedense) Allah’tan korktuğum gibi çıkmadı, aksine hoşuma geldi. Hocam olduğu için söylemiyorum, yazılarını ara ara beyitlerle tatlandırması ve kendi yaşantısından demlerle kaynatması, okuyucuya tavşan kanı bir çayın etrafında kurulan dost meclisinin içinize doğurduğu muhabbeti aşılayabiliyor.
Acemi ve cahil sözlerimi daha fazla uzatmıyor ve en kısa zamanda kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Selam, dua ve muhabbet ile…
Ömer Nasuhi Bilmen kimdir?
Ömer Nasuhi Bileni aslında herkesler tanır ve tanımalıdırda. Kendisi en büyük Tefsir ve Kuran alimlerimizdendir. Kuran ve Tefsir üzerine birçok kitabı bulunan bu mubarek zatın gençlik yıllarında yazmış olduğu bir de hikaye kitabı varmış meğer. Bu kitabı ilk gördüğümde inanamamış ve şaşırmıştım, Tefsir hocamıza da sordum ama o bile bilmiyormuş böyle bir kitabı.
Kitab uzun aradan sonra Semerkand yayınlarından çıkmış. Dün kitabı okuma şerefine nail oldum. Okuyucusuyla bir sohbet havasında yazılan bu kitab o kadar muhabbetli ki kendinizi birden bire kitabın sonunda bulabiliyorsunuz. Yazar kitapda genç yaşta babasını kaybeden bir gencin hayatını ve yaşadığı sıkıntıları anlatmakta. Yazarın bu konuyu o kadar derin ve ince işleyip, okuyucunun ruhunu okşayabilmesinin en büyük sebebi ise kendisinin de küçük yaşta babasını kaybetmiş olmasıdır.
Her anında verem gibi amansız hastaklıklardan vefat edenler ile dolu olsada bu kısa roman okumaya değer bence.